27 Aralık 2009 Pazar

Boş Ev (Bin Jip)




Hayatımda izlediğim en anlamlı filmlerden biri. Ödüllü yönetmen Kim Ki Duk 2004 yılında yapmış olduğu bir film.
Sürrealist bakılması gereken bir film. (Örn: Baş aktörümüz "GTA" isimli oyundaki gibi arabalara olmasada evlere 10 saniye'de girebiliyor, İnsanların arkasında olsa bile insanlar bir hayalet gibi onu sezemiyorlar)
Ama sürrealist olarak seyredildiği zaman gerek konusu, gerek dramatize edilmiş kahramanları, gerek arapça soundtrack'ı, gerek baş aktör ve aktris'in dilsiz gibi konuşmamaları, gerek aktris'in güzelliği (30'lu yaşlarında ama çok güzel bir bayan), gerek ağzı bozuk olan ve bizim polisleri aratmayan işkence küfürlü sahneler vs vs ile vazgeçilmeyecek arka arkaya 7 defa izlenebilecek bir film. Bu arada Lee Seung-yeon isimli güzel bayanın 1968li olması beni çok şaşırttı.

Erkek oyuncu ise çok genç duruyor.

SPOILER
Kahramanımız Abidin Jung Park, evlere giren ama ne hikmetse hırsızlık yapmayan bulaşıkları yıkayarak, temizlik yaparak, tamirat yaparak sahipsiz evlerde yaşamasının karşılığını ödeyen evsiz bir genç. Gerçi girdiği boksör'ün evinde ağzını burnunu kanatıyorlar ama neyse. Kocası tarafından ağzı yüzü yamultulan "Goo Ayşe Kim Lee Hyung" isimli bayana tesadüf yakalanıyor. Ama kadını kocası dövdüğü için kadın tırsak bir halde. Abidin kadının kocasına golf topuyla sayı yaparken kadını kaçırıyor. Hikaye böyle devam ediyor. Sonunda ise Abidin, Goo Ayşe ve Süleyman Tsung Lee (kadının kocası) 3 kişilik bir aile kurmaya karar veriyorlar
SPOILER

Herşey güzel ama itirazlarım var:
Güzelim Hyundai genesis sürmesi gerekirken BMW 7'li bir koca, HyoSung sürmesi gereken evsiz fakir gencin BMW motorsiklet sürmesi ve zengin kocanın karısı Goo Ayşe'nin bir hyundai Getz'e bile sahip olamayışı.

Filmde Kim Ki Duk batıdaki ahlaki yozlaşmayı işleyen bir film yapmış ama normalmiş gibi vermiş kırıldım. Ama güzel film. Hakkını yemem. Filmin afişi çok güzel. Kocasına sarılan kadını dudağından öpen evsiz BMW motorsikletli genç.

Wikipedia (vikipedi) bağışlarla mı ayakta kalacak?

Bir konu hakkında araştırma yapmam gerekirse en çok girdiğim 2 site biri "Google" diğeri ise "Vikipedi (Wikipedia)".
Evi "Meydan larouse'le dolu biri olarak kocaman ansiklopedilerde kelimeler aramak, sayfa karıştırmak çok yorucu olabiliyor.
İnternet ile bu derdimizden kurtulduk.
Giriyorum "Vikipedi" ansiklopedime arayıyorum herşeyi gönlümce.
Neyse geçen girdiğimde Vikipedi (GNU lisansına sahip bir proje) beni kurucusu "Jimmy Wales"'in kişisel bir ricası ile karşıladı.
Açtım baktım bu proje bitmemeli paraya ihtiyacımız var vs vs diyor.
Adam haklı koskocaman bir proje bu bitmemeli.
Parayla, kuponla ansiklopedi yada e-ansiklopedi okumak istemiyoruz.
Her türlü bilgiye ulaşımın kolaylaştığı küresel dünyada cebimizden para çıkmadan bilgi sahibi olmak güzel.
Üzüldüm çünkü üniversitede bana verilen çoğu proje'de kendisinden yararlandım.
Ama aklıma takılmadı değil.
Neden reklam almıyorsunuz da sitenize bağış yolunu tercih ediyorsunuz?

AKP Bir ilki başardı

Bu ülkede benim gibi siyasetçilere güveni olmayan insanların en çok güvendiği 2 kurum vardır. Bildiğiniz gibi biri Asker diğeri de Polis. Bülent Arınç'a suikast iddialarıyla savcılık eşliğinde bir takım askeri yerlere yapılan arama faaliyetleri sonucunda Askerler ve Polisler karşı karşıya geldi. 1988 doğumlu ben daha önce böyle birşey görmedim. Biliyorum Cumhuriyet'in kuruluşundan beride bu olay ilk yaşandı. Kim haklı kim haksız bilemediğim için sadece AKP iktidarında böyle bir olayla karşılaşmak bir vatandaş olarak beni utandırdı.

Hristiyan'lardaki müslüman nefreti

Cumartesi günü canım sıkıldığı için omegle isimli bir sohbet sitesine bağlandım. Maksat yabancı dilim gelişsin ve yabancı bir ülkeden penfriend (mektup daha doğrusu mail arkadaşı) edinmek istedim. Sitenin en güzel özelliği tanımadığın, ülkesini seçmediğin bir kişiyle server aracılığıyla karşı karşıya olmak. Ne isim ne resim sadece chat yapıyorsun. Tabiki ingilizce site.

Server karşıma Güney Kore Seul'den bir bayanı atadı. Sohbetin içeriği benim Kore'ye olan sevgim ve kültürleri hakkında bilgi sahibi olmam ile uzadı. Bana ingilizce olarak kilise'ye gidip gitmediğimi sordu. Bende kibarca hayatımda hiç kilise (canlı olarak) görmediğimi ve gitmediğimi söyledim. Bana ateist olup olmadığımı sordu. Bende Müslümanım dedim. Öyle dediğimde ben Müslümanlar'dan nefret ediyorum onları öldürmek isterdim vs vs gibi kinlerini kustu. Sakin bir şekilde sebebini sordum. Bana ailesinin kendisine bahsettiği anılarının yüzünden böyle düşündüğünü söyledi. Bende Müslümanların kendi dinlerine müdahale edilmedikleri sürece Hristiyanlara zarar vermeyeceğinden bahsettim.
Yüzümüze gülen o misyoner Güney Kore'lilerin ne kadar sahte olduklarını anlamam için yeterli oldu. Mümkünse Kore'den arkadaş, eş seçilecekse Ateist olması tercih edilmelidir. Düşündüm de biz Budist, ateist, Agnostik Kore'lilere yardım ettik. Biz Hristiyan olan kore'lilere yardım etmedik. Kore Türk dostluğu savaş sonrası giden misyoner yüzünden artık kitaplarda kaldı...

Domuz gribi sorunsalı

Bu lanet hastalık çıktığı günden beri insanların çoğunun kafasında var olan bir soru var:
"Acaba niye devlet yetkilileri çelişiyor?"
Bir tarafta Sağlık bakanı Recep Akdağ'ın aşı yaptırma konusunda zorunluymuş gibi tavırları, diğer tarafta ise yaptırmak zorunlu değil ben yaptırmam diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.
Halk olarak ne yapacağımız konusunda çaresiz kaldık bekliyoruz. Ben aşı yaptırmadım çünkü aşı konusunda o kadar korkuttular ki bizi;
1) aşı hayvanlara vurulan bir aşının türeviymiş
2) avrupa'nın deneğiymişiz
3) ölümcül yan etkileri varmış
4) 5-6 nesil sonramızı sakat bırakacak nitelikteymiş
vs vs
Bunların hepsi sahte de olsa anlaşılan şu:
- Bu devlet kriz ortamlarında halkı aydınlatacak kadar güven veremiyor. İnsan sağlığı için olan bir aşıya bile kefil olamadılar.

Kısacası --> Yazın kene, kışın domuz gribi var. Kıyamet kopsada kurtulsak...

20 Aralık 2009 Pazar

Demokratik Danimarka'ya batan Minare'ler

Sözüm ona:
"diğer dinlerden insanlara özgürlük yok, ruhban okulu açılmadı" vs vs ile karşımıza dikilen insan hakları savunucusu (!), özgürlük (!) ülkeleri olan AB (Avrupa bilmişleri) kendilerinin Müslüman düşmanı oluşlarını bir kez daha kustular. Kendilerine yakışanı yaptılar. Biz ise bu ikiyüzlülerin kapısında bağlı köpekten farkımız yok. bizim ülkemizde adamlar apartmanlara kilise kuruyorlar. Biz onların ülkesinde cami yaptırsakta minare yaptıramayacağız. Bu ikiyüzlülüğe rağmen sözde müslüman kesimin oyuyla gelen iktidarımız, Avrupa hedefinden vazgeçmiyor. Maşallah size...

Daha niye AB kapısındayız ki?

Hürriyet gazetesinin web sayfasında olan bir habere göre:
Avrupa Birliği, Sırbistan, Makedonya ve Karadağ vatandaşlarına dün itibarıyla vizeyi kaldırdı. Bu ülke vatandaşları 90 gün süreyle Avrupa Birliği üyesi ülkelerde vize olmadan seyahat edebilecekler. AB'nin hala üyelik başvurusunu dahi kabul etmediği Sırbistan'a vizeyi kaldırması Türkiye'nin tepkisine yol açtı. (Alıntı : Hürriyet 20/12/2009)

Lan madem istemiyorsunuz bizi, ne diye oyalıyorsunuz? AB Hristiyan bir topluluk olduğu için çoğunluğu müslüman olan bir ülkeyi almamak için bahanelere sığınıyorlar. Bizde bize ayak direyen bu topluluğun kapısında yatıyoruz. Çekin resti Asya'da, Ortadoğu'da bizimle topluluk kurmaya can atan devletler var. Madem onlar Hristiyan topluluk bizde araplar ile Müslüman yada türki devletler türk-i topluluklar kuralım. Bizim ucuzluğumuz ne onların keyfine davranacağız. Adamlar istemiyor işte.
Gerçi Avrupa ile ticaret yapan işadamlarının baskılarından dolayı rest çekemiyor devlet. Yoksa bugün İran, Suriye, Malezya, Endonezya, Kore, Rusya vs devletler ile yaparsak ticareti aç kalmayız.

ABD Irak savaşı ile biterken biz sahibinin ölüsünü bekleyen köpek gibi Amerika'yı bekliyoruz. Halbuki AB bile doğalgaz'dan dolayı Rusya'nın elini öperken, Bizim şerefli, onurlu bir dış politika izleyen devlet olmamız bir hayal mi?